Bugün hayranı olduğumuz onca şey kültürümüze, yaşantımıza ithal olarak gelmişken. Kendimize, gerekliliğe inanmamı sağlayan yüzde yüz yerli, yüzde yüz gerçek, yüzde yüz sanatçı biriyle yakından tanışma, konuşma ve bunları sizlerle paylaşma fırsatına sahip oldum…

SANATLA GEÇEN BİR ÖMÜR…

Fehmi Demirbağ

FEHMİ DEMİRBAĞ KİMDİR?

 

Bize kendinizden bahseder misiniz?
Fehmi Demirbağ, Tokatlıyım. İşçi bir babanın, oğluyum. Makinistlik yapmaktaydı babam şeker fabrikasında. Liseye kadar eğitimimi Tokat’ın Turhal ilçesinde yaptım. Endüstri Meslek Lisesi’nde Elektrik Bölümünü bitirdim. Sonra İstanbul’a geldim. Hukuk Fakültesi, peşinden Güzel Sanatlar Fakültesi okudum. Daha sonra Reklam ajanslarında çalıştım. Kendi Reklam Ajansımı kurdum. Radyo, televizyonlarda çıktım, tiyatrolarda oynadım. Daha sonra yazmaya çizmeye başladım, yaklaşık 48 tane kitaba dönüştü bu geçmiş birikimlerim. Nihayetinde liselerde söyleşi yapmaktayım. Halen devam eden bir televizyon kanalında haftalık olarak program yapmaktayım. Yakın bir zamanda Türkiye'de bir ilk olan bir çalışmaya imza atmak üzereyiz, bir çizgi roman okulu açıyoruz. İdare Sahnesiyle (yani sizinle) önümüzdeki sene Türk gençliğine rol model olacak Zenci Musa'nın sinema filminin hazırlıklarına başladık.  Bütün çalışmalarımız mümkün mertebe çocuk ve gençlik edebiyatı üzerine yoğunlaşmış vaziyette. Çizgi film yaptık, Türkiye’nin en kaliteli çizgi filmi oldu, TRT kanalından cevaplar bekliyoruz. Kısacası sanatla geçen bir ömür…

HeroTürk adı altında roman yazdınız. Bize HeroTürk’ten bahseder misiniz? HeroTürk kimdir?


Türkiye’de çocuklarımızı bizler maalesef batının değerlerine göre yetiştiriyoruz. Çocuk deyip geçmeyin, bu ülke nüfusunun yirmi beş milyonu, on iki yaş altında. Yani Türkiye’nin gelecekten bahsedebilmesi adına çocuklarını kendi değerleriyle yetiştirmesi lazım. Olay sadece bir aitlik duygusu değil. Çünkü olayın bir sonra ki aşaması kültür ekonomisi söz konusu. Bizler kendi kazanımlarımızı, maddi manada, batının değerlerine bu ölçüde absorbe etmekteyiz. Nihayetinde de bu maddi ve manevi noktada da bir ölçüde tükenmişliğimizi de ortaya koymakta. HeroTürk neden ortaya çıktı? İşte dedik ki, çocuk edebiyatında yüzde doksan tercüme eserlerle varız. Sadece çocuk edebiyatı noktasında yoksunluğumuz yok, aynı zamanda çizgi film, internet oyunları vb. bunlarda da yokuz. Daha da önemlisi oyuncak sanayisinde yokuz. Kendi çocuklarımıza batının kahramanlarıyla, karakterleriyle özdeşik hale getirdik. Şartlar bu konuda kültürel erozyona sebebiyet verdi ki, misal veriyorum İstanbul. Özellikle alışveriş merkezleriyle yeni yapılan sitelerle adeta konstantinopole dönmek üzere. Yani bütün yaşam alanlarımız İngilizce isimlere terk edilmiş vaziyette. Yani gakkoşu, dadaşı, Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş insanlar İstanbul’da, bir keyfiyet içerisinde iken, birbirlerine adres verirken ‘’My World sitesinde oturuyorum.’’ Diyor. Biz mahalle kültürüyle büyüyen insanlardık, ma halle yani hal birlikteliği. Şimdi onu siteye çevirdik. Yani Yunan Polis Devleti. Yani her açıdan kuşatılmış bir Türkiye gerçeği var. İşte buna itiraz etme maksatlı, HeroTürk diye bir rol model ortaya koyalım dedik. Bununla ilgili yaklaşık altı tane roman yazdık. Dört cilt çizgi roman ortaya çıkardık, tiyatro oyunları yaptık, çocuk dergisi çıkardık, niyetimiz çizgi sinema filmi. Bir üst perdeden de asıl niyet, nasıl Hollywood’un Walt Disney’i varsa, artık bizim de kendi çocuk ve gençliğe yönelik bir enstitüye dönüşmemiz lazım. HeroTürk’ün asıl maksadı bu. Çocuk edebiyatına bu ölçüde teşvik etmek.

 

 

AHLAKİ DEĞERLERE SAHİPSEN, SEN ZATEN KAHRAMANSIN !

HeroTürk bizden biri ve geçmişimizi anlatan bir kahraman. Neden Hero? Neden Kahraman Türk değil?
Hikayenin başlangıcı şu, aslında bu çok karşılaştığım bir soru. Yani Türk ve Hero’yu insanlar ister istemez itiraz ediyor. ‘’Madem Türk kahramanı, neden HeroTürk?’’ ilk karşılaştığımız soru bu. Bizde diyoruz ki, bu soruyu soran insanlar. Madem bu kadar samimisiniz, neden Renault, neden Marlboro, neden Show TV, neden bu soruları sormuyorsunuz da ortaya yeni çıkartmaya çalıştığımız bir çalışmaya itiraz ediyorsunuz? Eyvallah koyduk bir köşeye artık. Karakterimizin aslında ismi Ertuğrul. Henüz bu Diriliş Ertuğrul dizisi başlamadan önce başladığımız bir çalışma. Ertuğrul mühim bir isim Türk Tarihi açısından. Bakın Osmanlı kurucusu Ertuğrul Gazi. Osmanlı batarken de Ertuğrul karakteri var. Nasıl? İşte Ertuğrul fırkateyni ile biz Japonya’ya, ki biz bugün robotun rol teknolojisinin önemli cazibe merkezi olan Japonya’ya atfen, bizler Alameti Farika isimli ilk robot çalışmasını gönderdik Abdülhamit’le. Ne ile, Ertuğrul fırkateyni ile birlikte. Yine bizim bitişimizde Ertuğrul ismi çok önemli. Neden? Kaz dağlarında arıza yapmış bir uçak tamir edilir ki toplam iki tane uçağımız vardır. Bu Ertuğrul uçağı ile biz, Çanakkale’de Ertuğrul körfezinde, Nusret mayın gemisi ile mayınlar döşeriz ki İngiliz fırkateynilerini denize gömelim diye. Yani Ertuğrul bu açıdan sembolik bir isim. Türkiye’nin kendi değerleri ve kendi içinde yaşadığı süreç ile alakalı da Ertuğrul’un annesi Bitlis’li bir kürt. Babası ise Tokat’lı bir çerkez. Dolayısıyla biz burada hamasi bir ırkçılıktan yana değiliz. Bir millet tavrı ortaya koymaya çalışıyoruz. Hikaye aslında 1280’ler de Marco Polo’nun Çin’i ziyaretiyle başlıyor. Çin’in de başında o zamanlar Moğol bir Türk hükümdarı olan Kubilay Han bulunmakta. Onu ziyaretiyle başlar, Kubilay Han Marco Polo’ya 17 yıllık ziyaretinden sonra teşekkür etmek için bir kısım hediyeler veriyor. Vermiş olduğu hediyelerin bir tanesinden Alaaddin Sihirli Lambası çıkıyor. Malum 1001 Gece Masalları Hikayesi vardır. 1001 Gece Masalları Hikayesinin en meşhuru ise Alaaddin ve Sihirli Lambasıdır. İnsanlık hep bunu okumuştur. Alaaddin’in bir lambası vardır. Lamba ovuşturulduğunda içinde Cin çıkar. Hiç kimse şunu sormamıştır, ilk kez biz sorduk. Bu cini, bu lambaya kim hapsetti? İşte biz burada hikayemizi yazarız, kötü kalpli bir kraliçe vardır Isabel, cine kötülük yapmak maksatlı lambaya hapsetmiştir. Çünkü; sihir ve büyü Hristiyan mitolojisinde çok yoğundur. Meşhur tapınak şövalyeleri, kutsal kaseler vb. bunlara da atıfla. Nihayetinde cin Alaaddin tarafından kurtarıldığında, lambadan çıkartıldığında Alaaddin’e teşekkür etmek maksatlı, bir yelek hediye eder. Aynı yelekten bir de kendi oğlu Şems’e hediye eder. İki yelek tılsımlıdır, bakınız sihirli değil tılsımlı! Bunu günümüzdeki moleküler yapı itibariyle maddenin bugün envai türdeki, bütün Dünya’yı manyetik alan, frekans ve moleküler yapı üzerinde bu noktalara aslında değinmeye çalıştık. İki yelek hediye edilir, bir tanesi Alaaddin tarafından İslam medeniyetine sunulur. Bir diğer yelekte, Marco Polo ile birlikte Venedik’e gelir. Venedik üzerinden Reformlar, Rönesanslar batının aydınlanmacılarına, bilim adamlarına, sanatçılarına dönüşür. Alaaddin’in tılsımlı yeleği kayıptır. Yelek neden mühim? İnsanlık tarihinin, en ergonomik kıyafeti yelektir. Yani Amerika’nın çöllerinde gördüğünüz kızıldereliler de yelek giyer, bedevide yelek giyer, çocuklara karşıda klimatik bir kıyafettir. Yani sıcak ve soğuk dengesini koruması adına. Biz aslında buradan, anne ve babalara da sesleniyoruz. Diyoruz ki, çocuklarınıza yelek giydirin, sırtlarına havlu tıkıştırmayınız. Nihayetinde yelek kahraman yeleğini kendisi bulur, kahramandan kastımız ise biz diyoruz ki kahraman olmak için pelerine gerek yok. Uçmaya da gerek yok. Normal ahlaki değerlere sahipsen, sen zaten kahramansın. Mesajımız budur. Günümüze geldiğimizde bir antika çarşısındadır Alaaddin’in yeleği. Bu yeleği nihayetinde bir Roma Büyükelçisinin oğlu olan Ertuğrul, bir Pazar günü gezisinde yelekle karşılaşır. Yeleğinde bir özelliği vardır, yelek sahibini bulur. Yani Ertuğrul’u bulur. Ertuğrul’un yelekle tanışmasıyla o anda bir olay gerçekleşir. Olay şudur; Venedik Belediye Başkanının kızı Esta, bir gondol gezisi sırasında bir de astım hastası olduğu için, çocuk suya düşer ve boğulmak üzeredir. İşte o anda kahramanımız Ertuğrul çıkar ortaya, atlar suya kurtarırız Esta’yı. Dolayısıyla, Venedik Belediye Başkanı kızı, Ertuğrul’da Türkiye Büyük Elçisinin oğludur. Nitekim bir bürokratın çocuğu, bir bürokratın çocuğunu kurtarmıştır. Bu gazetelere ne diye yansıması lazım? Mesela benzer olaylarda kahraman polis, kahraman itfaiyeci, kahraman Türk. Hero Türk. Aslında HeroTürk’ten kastımız budur. Niyetimiz nedir? Aslında ben bunu Türkiye üzerine değil, Türkiye üzerinden Batı’ya da, Batı’nın çocuklarının da artık bu saçma sapan Hansel ve Gretel hikayeleriyle büyümesin istiyoruz. Daha sonra maceraları başlar, İstanbul ve Venedik kardeş kenttir. Niyetimiz bunu bütün dünyaya yaymak, lansmanını çıkarmak, yayımını yapmak.


HeroTürk’ün yapımına neyden etkilenerek başladınız?
İşin aslı o zamanlar benim ikinci oğlum, bir gün sabah kahvaltısındayız bir Müslüman anne – baba olarak nasıl yetiştirirsiniz? Geleneklerle vb. besmele ile başla, sofraya geçmeden ellerini yıka, dişini fırçala gibi. Ama ben şunu fark ettim ki, çocuklarımız bizim değil. Biz yurdum kahvaltısı yaparken, çocukların Tanrıları televizyonlar. Ben domates, biberi masaya koyduğumda, onun yemek tercihi mısır gevreği oluyor. Bir de anneler – babalar, çocuklarının maymunudur, şaklabanlık yaparlar ağızlarını açsınlar diye. Ben maymunlukta biraz aşırıya gittim, resimli, cicili biçili tabaklar aldım. Yemeğin bir aşamasındayken çocuk dedi ki, baba yemeğim bitti. Gözüm gayri ihtiyari tabağa takıldı, bir baktım ki fare! Fare vardı deyince midemiz bulanıyorken, korkuyorken ama korkmayınız Mickey Mouse o! Mickey Mouse gülümsemeye sebebiyet veriyor, Türkiye gerçeğinde şu var bizler çocuklarımızın adlarını geçmiş isimler veriyoruz. Muhammed koyuyoruz, üzülünüz ki Michael olacak. Çünkü bizler kendi değerlerimize göre evlatlar yetiştirmiyoruz. Ne milli nede manevi.

HeroTürk çizgi romanının ‘’çocuk ve gençlik’’ edebiyatımıza katkıları nelerdir?
Çocuk ve gençlik edebiyatında yokuz, biraz öncede belirttiğim gibi. Şuan da ‘en’ diyebildiğimiz kitap dağıtım firmalarına gidin bakın çocuk edebiyatının, normal yayıncılıkta bile yüzde doksan tercüme eserlerle dolu. Dünya nüfusunun yüzde otuzu yedi milyar kitap tüketmekte. Bilgiye kim sahipse dolasıyla hakim güç o oluyor. Şimdi çocuk edebiyatında zaten hiç yokuz, mevcut olanı Türkçeye çevirmek bu çocuk edebiyatı demek değildir. Dış dünya kültürünüde tamamen dışlıyoruz noktasında değil ama bizim her şeyden öte kendi çocuklarımıza, kendi şarkılarımızı, kendi masallarımızı, kendi hikayelerimizi kurgulamamız lazım.

Herotürk’ün, Marvel vb. Dünya çapında bilinen çizgi romanlardan farkı nedir?
Milli olmasıdır, tamamen bu ülkenin gerçekleriyle ortaya çıkmıştır. Biz istiyoruz ki artık Batman Gotham’a dönsün, Superman artık Metropolis’e geri dönsün, biz istiyoruz ki Ben Ten Tokyo’ya geri dönsün. Artık bu ülkelerde kahramanlık yapmalarını gerektirecek bir şey kalmadı. Diğerlerinin özelliği nedir? DC. Comics, Marvel vb. bunlar endüstriyel kuruluşlar. Sürekli sinemayla da özdeş haldeler ve bütün lisanslı ürünler noktasında öndeler. Türkiye’de bir anne baba evlendiklerinde çocuklarının olacağının haberini alınca hemen akrabayla taarruza başlarlar. Pembe ya da mavi kuvvetler hazırlığa kalkışır. Çocuğun cinsiyeti, erkek ya da kız fark etmez. Hemen akrabalar, çocuğun odasını yaparlar. Duvarlar boyanır, pembedir ya da mavidir. Dikkat edin, odanın dizaynı Mickey Mouse ya da Hollywood kahramanlarınca donanır. Çocuk doğdu kundağa yatırıldı, yatağı Mickey Mouse, çocuk ağladı kafasını sağa çevirdi duvarda resim, masada oyuncaklar Mickey Mouse, tavana bakınca avize Mickey Mouse, ağladı ağzına tıkıştırılan emzik Mickey Mouse, kıyafetleri vb. Mickey Mouse. Mickey Mouse bir fare ve bu farede bizi kemiriyor ama kimse bunun farkında değil. Hem de bunu paracıklarımızla yapıyoruz.

 Fehmi Demirbağ

HeroTürk sadece çocuk kitlesine mi hitap ediyor?
Hayır, ülkemizde lise üniversite 25 milyon öğrenci kesimi var. Yani 20 milyon civarında ilk okul, orta okul, lise, lisans, yüksek lisans, öğrenci vb. yaklaşık 25 milyon öğrenci kesimi olan bir ülkeyiz. Ama dikkat edin bu ülkede okuma alışkanlığı %3. Yani 2 milyon 400 kişi, bu dünya anket uygulamasıyla da örtüşüyor hemen hemen. 2 milyon 400 kişi kitap okuma alışkanlığı içerisinde. Kitap okumuyorsa bir şeylerin canına okuyor demektir. Martaval okuyacak demektir, partal okuyacak demektir. Dolayısıyla eğitimin millileşmesi lazım, müfredatın kesinlikle değişmesi lazım. Laboratuvar hayatımıza girmesi lazım.

HeroTürk sadece çizgi film ve çizgi roman olarak mı kalacak?
Hayır, sadece bir başlangıç noktasında bu işin bir çocuk edebiyatı açısından özellikle ve gençlik edebiyatı açısından bir start noktası lazım. Ki komik bakın konuşurken start diyorum. Biz bir defa dilimizi kaybettik, 1894 senesinde Red House ilk İngilizce Türkçe sözlük hazırlarken, yaklaşık 90 – 100 bin civarında Türkçenin zenginliğiyle karşılaşıyor. Kelime dağarcığı ile. Biz allem kalem bunu 5 bin kelimeye düşürdük, yaşadığımız süreçlerle birlikte. Bugün üniversite mezunlarımız bile 250 kelime ile mezun oluyor. Halk sokakta 50 kelime ile düşünüyor, yaşıyor. 50 kelime ile Tanrıyı kavramaya çalışıyor, yine 50 kelime ile kainatın sırrına vakıf olmaya çalışıyor, 50 kelime ile aşık olmaya çalışıyor, 50 kelime ile ticaret yapmaya çalışıyor. Ki düşün bugün okuduğu gazetenin adı bile A M K. Bunun için HeroTürk’ün kültürel yapıda bir devrim bir dönüşüm olması gerektiği kanaatindeyiz. Sadece sinema filmi değil, bunun lisanslı ürünlere dönüşmesi, yani batının nasıl Superman, Batman’ı varsa artık HeroTürk’ün de Dünya’ya ulaşma, destan yazma niyeti budur.


Yazar olmak dışında şu alana yönelsem kesin başarılı olurdum dediğiniz bir meslek dalı var mıdır?
Başarılı olurdum, oldum da. Reklam ajansım vardı, tekstil işine girdim vb. bu iş benim yapmak istediğim tek iş. Çünkü; ben hayatta bu konuda samimi olmak lazım, ben televizyon izlediğim de, ki bir televizyon programcısı olarak söylüyorum. Şu an, şu dakika bakılsa yaklaşık Türkiye’de 300’ün üzerinde kanal var ve yoğun bir şekilde tartışma programları var. Yani memleketimiz de bir sürü, memleketin gidişatını beğenmeyen kafalar, dudaklar, ağızlar konuşmakta. Ama memleketin hali ortada. Çünkü; samimi şeyler konuşmuyoruz, işin aslına yönelik şeyler konuşmuyoruz. Misal veriyorum, bugün üniversiteler 133.500 öğretim üyemiz var, 3/2’si intihalci. 45 binde açığımız var. Üniversitelerin hali bu iken, Milli Eğitim’in hali bu iken, yani adaleti nerede bulacaksın, emniyeti nereden bulacaksın. Yani sürekli böyle bir kaotik bir cehalet ortamındayız. Cehaletin olduğu yerde de her türlü fitne, fücur, fesat olacaktır. Fakirlik olacaktır. Biz başka yerlerde suçlu aramayalım. Ne olmak isterdim? Ben bu işi bilerek yapıyorum, ben bu işi biraz kendime ideolojide edindim. Çünkü; çocukların dürtülüp uyandırılması, Harry Pother kuşağı dediğimiz özellikle liseli gençlerin yakalanması lazım. Çünkü; bu çocuklar bir zaman sonra uzay filmlerinde olduğu gibi olacak. Bu benim kendi hayatımın gayesi. Ben Rabbim’e bir şeyler yapmaya çalıştım diyebilmeliyim.


Sizce şuan günümüzde olan yazarlardan kalemini en çok beğendiğiniz yazar kimdir?
Her şeyden öte, kalemini satmayan yazarlara bayılırım. İsim ver deseniz, veremem. Ama çok bilindik yazarların, maalesef sipariş olduğu kanaatindeyim. Sunum, bir proje olduğu kanaatindeyim. Asıl 1950’ler de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, George Orwell’un sponsorluğunda, yani bunlar sadece Türkiye’de değil, Dünya’da da bu şekilde. Meşhurlar denilen şey, biraz o meşhur olmanın bedelini ödeyerek geliyorlar. Çünkü meşhurluğu ne sağlıyor, siyaset sağlıyor, medya sağlıyor. Medya sahibinin sesi, Hakk’ın sesi değil ki. Dolasıyla en meşhuru, Nobel edebiyat ödülü almış yazarımız var. Ama adam ecdadına küfür ettiği için geçmişte Ermeni soykırımı var dediği için ödüllendiriliyor. Ben nasıl bunlara karşı hoşgörüyle yaklaşırım ki? Milli değerlerim daha ağır basıyor. Kalem eğer sahibine bağlı, konjonktüre bağlı, fiyatına bağlı, etiketine bağlı değişiyorsa zaten ortada yazarlık falan yok demektir. Her halde eskilerde kaldı, yani iyi yazarlar eskiler kaldı. Şimdi sadece proje adamları var.

 

Bir de gençlere yapmış olduğunuzdan söz eder misiniz?

Mesele, fiziki mekanların olmasından öte şu gönülleri halletmek, bu kafa yapısını halletmek, zihinleri halletmek. Onun için kültür inkılabına ihtiyacımız var. Asıl reformu kültürde yapmamız lazım, kültür ihtilaline, kültür devrimine şiddetle ihtiyacımız var." diyor devletimizn başındaki liderimiz, Recep Tayyip Erdoğan.

Cumhurbaşkanımızın dediği gibi; "Biz unutsak da tarih unutmuyor. Karşımızdakiler hiç unutmuyor. Maalesef bir dönem bu büyük milleti -bu millet sıradan bir millet değil- kendi tarihinden, kendi geçmişinden koparmak için kasıtlı bir politika izlenmiştir. Uzun yıllar boyunca öyle çarpık bir eğitim sistemi uygulanmıştır ki, ilkokul, ortaokul, lisede okuduğu kadar tarihinden haberdar olan evladımız, bu ülkenin, bu milletin geçmişinin 90 yıldan ibaret olduğunu sanıyor

"Artık yeni nesillere tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi bu hakikatler ışığında öğretmeli, eğitim vermeliyiz. Gençliğimizi yetiştireceğiz. Milli eğitim sistemimiz hem millilik, hem de eğitim ve öğretim boyutuyla ideal hale gelmeden hiçbir meseleyi çözemeyiz. Yeni dönemde önceliğimiz inşallah bu olacaktır".

Ülkemiz ve İslam Âlemi’nin son yüzyılda yaşadığı hadiseleri artık hepimiz biliyoruz. Yaşanan hadiselerden dolayı üzgünüz, sorumluluğumuzun arttığını ve bir şeyler yapmamız gerektiğini de biliyoruz.

Ancak ye’se kapılmış da değiliz. Çünkü müslüman'a ne yaşarken ne de son nefesini verirken ye’s (ümitsiz olmak, korkuya kapılıp korkakça hareket etmek) yakışmaz. Zira müslümana ye’si fısıldayan şeytandır. Şeytanın yollarına uymamayı emreden ise Allah’tır.

Rabbimizin buyurduğu gibi ‘İnanıyorsanız güçlü olan sizsiniz ve galip gelecek olan da …’ (Ali İmran Suresi; Ayet 139)

Bizler Allah’ı Rabbimiz, Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ı O’nun son elçisi ve önderimiz olarak kabul ettik. Kur’an’ı da hayat rehberi kitabımız olarak baş tacı etmemiz gereğini biliyoruz. Gayretlerimizi artırmaya, güçlerimizi hak rızası yolunda teksif etmeye, nesillerimizi hak yola kılavuzlamaya,  gençlerimizi vakit hesaplı değil de vakıf gönüllü ve ahiretteki hesap bilincini dikkate alarak eğitmeye ve çalışmaya  dünkünden bugün daha çok ihtiyacımız var.

Ülkemizde oldukça genç nüfusumuz var elhamdülillah. Genç nüfusumuza İslam’ın ahlâk değerlerini, insani değerlerini, dünyanın ne anlama geldiğini, ahiret ve hesap inancını ve sonunda ebedi kalınacak yerlerin önem ve özelliklerini anlatmalıyız.

Bu görev sende! Bu görev bende! Bu görev bizde!

‘’Yarına bakarız’’’ı kalmadı bu işin; reklamı da kalmadı, ranta dönüştürme, menfaati önceleme istekleri de. Tehlikeyi görüyoruz. Dünyada ve ülkemizde meydana gelen; aile içi ve dışı sapkınlıklar, sokaklardaki fıtrata aykırı fiiller, gruplar halinde yapılan tiksindirici ahlâk dışı organizasyonlar, çeşitli Avrupa ülkelerinde resmi makamların bile onaylamaya başladığı, ülkemizde ve bazı İslam ülkelerinde dahi seslendirilmeye başlanan gayri ahlâki meş’um oluşumlar bizleri ürkütmeli. Acilen sağlam bir takım çalışmalar yapmaya sevk etmeli bizleri.

İslam’ın birer mübelliği-tebliğcisi durumunda kendini gören herkesi düşündürmeli, uykularını kaçırmalı dersek mübalağa etmiş olmayız. Sorunları sık sık anlatmanın bir anlamı da kalmadı. Şimdi çözümleri bulmanın, nebevi ölçüleri dikkatle takip edip  muhataplarımıza rahmet elimizi uzatarak onlara hakikate yelken açma zamanı.

Resulüllah’ın on beş asır öncesinden bu günlere ve yarınlara sorumluluk bilincini hatırlatma babında, ültimatom mahiyetinde ifade buyurduğu gibi;

‘Hepiniz sorumlusunuz!’ 

Evet sorumluyuz!  Kaçışı yok bunun. Tehlike her geçen gün büyüyor. Ve Allah (cc)’ın da iyiliği anlatma ve kötülüğü engelleme konusunda kitabında, ehline farz bir emir ile bizlere sorumluluk verdiği gibi harekete geçme zamanı.

Allah’ın sorumluluk yüklediği imanlı ve bilgili şahsiyet sensin!

Bilginin, sağlığının ve varlığının hamd ve şükrü adına daha fazla bir şeyler yapmalısın.

Dimağı henüz şirk, küfür, ahlaksızlık vb. şeylerle kirlenmemiş bu milletin evladı sana emânet edilmiştir.

Aslında mesai ile çalışan görevli değiliz bizler! Ya da öyle olmamalıyız.

Vakıf gönüllü olmalıyız.

Bir çocuğun daha ellerinden tutup, ona zaman ayırırsak, hidayet ve hikmete yönlendirirsek İlahi iltifata mazhar olacağımızı biliyoruz.

Hakka kılavuzladığımız gence güzel ahlâkı, vatanseverliği, paylaşmayı, insani ve islami değerleri korumayı; gerektiğinde mukaddes sayılan ulvi değerler için en kıymetli varlığımızı dahi feda etmeyi öğretirsek, bil ki en değerli eseri yetiştirmiş, topluma kazandırmışız demektir.

Ömrümüzün sonuna geldiğimizde ise, o muazzam eseri arkamızda bırakarak ilahi kata gönül huzuruyla varmanın engin mânevi lezzetini yakalamış olacağız.

Bu gözle ve bu niyetle bir kez daha bakalım çocuklarımıza ve öğrencilerimize.

Temel prensibimiz ise ‘’Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz(teşvik ediniz, motive ediniz) nefret ettirmeyiniz.’’  Hadisindeki nebevi düstur olmalıdır.

Haydi hep beraber tutalım ilahi emânet olan çocuklarımızın ellerinden ve onlara yaptığımız hizmetlerle beraber Rabbimiz’in dünya ve ahiret emanına (lütfedeceği dünya ve ahiret kurtuluşuna) kavuşmuş olalım..

EZCÜMLE; Hedeflediğimiz Erdemli Gençlik çalışmamız; sağlam akide ile oluşturulan bilgi ve hikmetle, ahlâk ve erdemle donanacak gençler ile yarınlara daha güvenli yol almamızı sağlayacak ve Allah’a karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemize vesile olacaktır.

Projenizin amacı nedir?

Erdemli gençlik projesiyle, sorumluluk alan,  düşünen, analiz eden, fikir üreten, proje üreten ve en önemlisi iyilik üreten donanımlı gençler yetiştirilmesi hedeflenmektedir. İç ve dış unsurlarla kötülüğün yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde, Türk ve Müslüman kimliğimizin gereği olarak iyiliği artırmak asli görevimiz ve hedefimizdir.

Yapacağımız seminer ve diğer çalışmalarla kuracağımız küçük müspet gruplar, Ülkemizin çehresini değiştirecek, insanımıza maddi ve manevi fayda sağlayacak iyilik ordularına dönüşecektir.

Bu proje sayesinde birlikten kuvvet doğduğu, her bir bireyin, atacağı küçük adımlarla çevresini güzelleştirebileceği, insanları mutlu edebileceği, eser üretebildiği uygulamalı olarak ortaya konulacaktır.

Toplu olarak suç işlemenin, insanlara, çevreye zarar vermenin sıkça karşımıza çıktığı aşikârdır. Bu projeyle iyilik yapmayı, fikir ve proje üretmeyi, değerlerine sahip çıkmayı benimsemiş topluluklar ortaya çıkacaktır. Projenin devamında Türkiye genelinde Erdemli gençlik çatısı altında toplanmış, faydalı yapılar ortaya çıkacaktır.

Özet olarak, kendini tanıyan, vatanı milleti için değer üreten, iyiliği artırıp kötülüğü azaltmaya baş koymuş, 2023 ve 2071 Türkiye’sinin mimarı olacak Erdemli gençler yetiştirmek, en önemli amacımızdır.

Daha önce yapılmış çalışmalarız hakkında yapılan değerlendirmeler şu şekildedir:

Seminerin daha fazla dikkat çekmesi, daha verimli olması adına teatral ve interaktif uygulamalar yapılmış, katılımcıların çoğu gösteriye dahil edilmiştir. Bu sayede yaklaşık iki saat süren programlar büyük bir ilgiyle takip edilmiştir.

Seminer süresince Fehmi DEMİRBAĞ Hocamız tarafından Türk ve Müslüman kimliğimiz, sahip olduğumuz değerlerimiz, potansiyelimiz akıcı bir üslupla aktarılmıştır. Hem programın kayıt altına alınması hem de isteyince ortaya eser konabileceğini göstermek adına bütün programlar seçilen iki öğrenci tarafından yazıya aktarılmıştır. Etkinliğin her aşamasında, soru-cevaplarla, küçük hediyelerle katılımcılar motive edilmiştir.

Programların ikinci aşaması olarak her okulda iyiliği yaygınlaştıracak olan, faydalı programlar yapacak olan iyilik kulübü, fikir ve soru üretecek olan düşünce kulübü, ortaya çıkan ürünleri yazıya aktaracak, okul adına gazete ve kitap çıkaracak olan edebiyat kulübü ve bu kulüplerin koordinasyonunu sağlayacak olan koordinasyon kulübü oluşturulmuştur. Bu kulüpler ile dernek olarak iletişime geçilecek ve projeler üretilmeye devam edecektir.

Oluşturulan bu kulüplerin öğrencileri gerçek manada motive ettiği, sorumluluk kazandırdığı programlar esnasında gözlemlenmiştir.

Programlar Milli değerlerimize bağlı kalınacağına, iyiliği artırmak için mücadele edileceğine dair ahitleşmeyle ve dağıtılan kitapların imzalatılmasıyla son bulmaktadır.

Programların ardından öğrenci ve öğretmenlerden olumlu dönüşler gelmektedir.

•        Fehmi DEMİRBAĞ’ın konuşmasının akıcı olması, interaktif olması, espirili olması bütün program boyunca öğrencilerin dikkatini sahnede toplamayı başarmıştır.

•        Oluşturduğu hayali gruplar öğrencilerin eğer birlikte hareket ederlerse önlerinde hiçbirşeyin duramayacağını kanıtlar nitelikte olmuştur.

•        İnsanlar arasında din, ırk ayrımı olmadığını ama illa ki bir ayrımcılık yapmak gerekirse Doğu medeniyeti  19. Yüzyıla kadar her daim Batı’nın önünde olmuştur diyerek öğrencilerin aslında ne kadar büyük bir hazineye sahip olduklarını hatırlatmıştır.

  •        Fehmi DEMİRBAĞ’ın konuşmasının akıcı olduğu  ve bu sayede salonla bağını hiç koparmadığı gözlemlenmiştir.

•        Konuşmasını interaktif bir biçimde sürdürerek öğrencilerin dikkatini hep sahnede topladığı gözlemlenmiştir.

•        Öğrencileri sahneye çıkararak onların toplum içinden konuşma yapma ve sahneye çıkma korkularını yenmelerine yardımcı olmaya çalıştığı gözlemlenmiştir.

 •        Genel bir ideoloji olan ’’ Batı üstündür’’ anlayışını ve öğrencilerin ‘’Batı hayranlığını ‘’ konuşması boyunca yıkmaya çalıştığı gözlemlenmiştir.

 •        Bir konuyu bir çok farklı açıdan ve olaydan ele alarak ve örneklendirerek akılda kalıcılığı artırmaya çalıştığı gözlenlenmiştir.

Erdemli gençlik projesi, uygulaması bakımından sınırsız sürdürülebilirlik noktasındadır. Bütün okullarda, STK larda, üniversitelerde başarılı bir şekilde uygulanabilecek niteliktedir. Bu özelliği sayesinde Türkiye genelinde oluşacak bir Erdemli gençlik yapısının temel taşı olacaktır. Ayrıca program içeriği talep ve ihtiyaca göre revize edilerek, pratik faydalar sağlayacaktır.

Türk İdare olarak teşekkür ediyoruz.

 

Ropörtaj:

HÜSEYİN HİLMİ AKKAŞ

Fehmi Demirbağ